Biliyorum, geçmişe sık sık gitmek, hatıralarda gezmek yaşlanmışlık alametidir. Oysa benim saçlarımda akranlarıma kıyasla düşen aklar yok denecek kadar az. Bir elimin parmakları sayısınca, o kadar. Ama gurbet, hayallerime ak düşürdü. Sılaya özlemimi gidermek için sıkça geçmişe yolculuk yapa yapa hayallerime ak düştü galiba.
Dedem tutardı elimden. Yok, önce uyandırmak için kapımı tıklatır “Guk, guk! Guk, guk! Ben geldim.” Der yatağımdan fırlama heyecanımla uyandırırrdı beni. Ver elini Kocakuz... Beş yaşındaki bir torunuyla Gocaguza gitme zevkini yaşardı dedem. Ya ben?!.. Dünyalar benimdi... Anlarsınız!..
Cevizli dereyi geçerdik, argın bağlandığı ganel, köprüydü bize. “Düştük, düşeceğiz!” heyecanıyla geçerdik. Dedemin yanında emniyette bulurdum hep kendimi. Beraberken pek uğraşmazdık işle güçle. Suyun yönünü degiştirirdik de işimiz bitiverirdi. Ama dedem beni gezdirirdi işte.
Ebemin yaptığı pilavdan et bulma yarışımız da vardı bizim. Her bulduğu et için bir “Can çeeekiş!”i olurdu. Ben bir bulurken o on bulurdu.
Sonra annemle gitmeye başladık oralara. Çok severdi. Çoktandır kullanmadığımız yerleri de arg etti anacığım. Fasulye dikti, domates çöğürü, pırasa bile ekerdi. Köyün koyunlarına kaptırmamak için babam karşı çıksa da sık sık “Aldirinlendi!” ilanını verdirirdi. Zannediyorum işin hesabına bakacak olsan her seferinde zarardaydık. Ama anlamı büyüktü. Kendi deremizde yetişmiş domatesten, fasulyeden yemek vardi. Bunun anlamı hesaba sığmazdı.
Bizim Kocakuz'un suyunu üç,dört akraba paylaşmaya çalışırdık. Cafer amcam, Aşa Gocanam, Fadime Gocanam, Salih Amcamgiller vs. En önce gidebilmek suyu önce tutabilmek hırsı vardı. Şimdi tatlı hatıralar gibi olsa da, yer yer tartışmalarımız bile olurdu. Tabii selviler, kavaklar, cevizler kocaman kocaman oldu. Fasulye, domates ekemeyecek kadar kocaman... Cafar Amcam öteye gitti, Allah rahmet etsin. Onun yerini Mahmut Amcamlar işlemeye başladılar. Ben anamın Mahmut Amcamlara kızışını hatırlıyorum. Haklıydı bana göre; yılların emeği, cevizi kesmişti kendi yerlerini gölgeliyor diye.
Bu yil, oralari bir görmemi istediği için sanıyorum, babam “Hadi gidelim, ağaçlarımız kesilecekti, kesildiyse getirebildiklerimizi getirelim.” Dedi. Gittik. Dereye aşağı akan su yoktu. Oralara can olan su şimdi akmıyordu. Evet o derenin suyu şimdi de insanımıza can verme vazifesini almış üstüne. Köyümüzü suluyor. Ama deremize can olan Gocaguz suyu akmıyordu! Babam hüznünü hep içine attı. Sıradanmış gibi yapti. Oysa en dolu hatıralar ondaydı...
Biz kesilen ağaçlardan sadece cevizin gövdesinin üç parçasını, zor güç, atabildik patpata. Ne dedem, ne amcalarım, ne gocanalarım, ne de Ali ve Mustafa agalarım vardı!
Mekanlar da ayrılığa hüzünlenir mi?! Deriiin bir hüzün vardı.